Çok Tıklanan Resimler

Bu Yürekleri Isıtan Fotoğrafları Gördüğünüzde Çok Rahatlayacaksınız

Görünce derdi-tasayı unutturacak, yürek ısıtan birbirinden tatlı fotoğrafları sizin için galerimizde bir araya topladık. İşte o kalpleri ısıtan şahane fotoğraflar..

Yılan ve Akrep İçkileri

Farklı bir içki deneyimine ne dersiniz? İçinde, kuru erikten, elma ve armuda kadar çeşitli meyveler olan likör şişelerini hepimiz görmüşüzdür fakat yılanlar ve akrepler, bu kesinlikle bir ilk. Farklı damak tatlarınız olabilir ama bu içkilerin görünüşlerinin kötü olduğu kadar, tatlarının da kötü olduğunu düşünüyorum. Yani para verseniz bunu tadacak adam bulamayabilirsiniz.

Tüm Zamanların En Ölümcül Güzellik Sırları

Eski zamanlarda kadınların güzellik uğruna kullandıkları kimyasallara inanamayacaksınız. O kadar tehlikeli ve ölümcül kimyasalları kullanarak güzelleşmeye çalışmışlar ki, nasıl sağ kalmışlar hayrete düştük. Arsenik, radyum ve daha birçok zararlı kimyasallarla ölümcül güzellik sırlarını galerimizde okuyabilirsiniz.

Demiryolu Kar Küreyicileri

Hiç kar altında kalan raylar nasıl açılır merak ettiniz mi? Yoğun kar yağışları yaşandığında hep trafiğin nasıl tıkandığı, köy yollarına ulaşılamadığı şeklinde arabalarla ilgili haberler yapılır. Karada giden diğer bir araç olan tren aklımıza hiç gelmez. Peki yollar kardan etkileniyor da raylara bir şey olmuyor mu? Tabii ki kar yüzünden tren yolları kapanabiliyor ama bunu önlemek için "tuzlama" yapılamıyor. Bunun yerine kar altında kalan rayları açmak için ilginç ve farklı görünümde lokomotifler kullanılıyor.

Tuvalet Temizleyicisi

Bir adam Microsoft şirketine iş için konuşmaya gidiyor. Girmek istediği iş de tuvalet temizleyiciliği. HR menajeri ile görüşüp tıkanmış bir lavaboyu temizleyip testten geçiyor. Bir adam Microsoft şirketine iş için konuşmaya gidiyor. Girmek istediği iş de tuvalet temizleyiciliği. HR menajeri ile görüşüp tıkanmış bir lavaboyu temizleyip testten geçiyor. HR menajeri adama testi geçtiğini, hangi gün saat kaçta iş başı yapması gerektiğinin kendisine e-mail yoluyla gönderileceğini söylüyor ve adam, bilgisayarı olmadığını dolayısıyla e-mail kullanmadığını açıklıyor. HR menajeri: “Üzgünüm ama e-mailiniz yoksa siz sanal olarak var sayılamazsınız ve bu yüzden sizi işe alamayız.” diyor. Adam çaresizce dışarıya çıkıyor ve “Ne yapsam, ne etsem!” diye düşünürken cebindeki 10 dolar ile 20 kilo kiraz almaya karar veriyor. Kapı kapı gezerek kirazları satıyor ve 2 saat içinde sermayesini 2 katına çıkarıyor. “Bu şekilde ekmek paramı çıkarabilirim.” diyerek her gün sabah erkenden kalkıyor ve kapı kapı dolaşarak kiraz satıyor. Her gün sermayesi büyüyor. Derken küçük bir kamyonet alıyor ve satışa devam ediyor. Az bir zaman sonra büyük bir kamyon ve birkaç küçük kamyonet alıyor. …5 sene geçiyor… Bu adam şu anda Amerika’nın en büyükleri arasında yer alan bir nakliyat şirketinin sahibi. Bir gün ailesinin geleceğini düşünerek sigorta yaptırmak istiyor. Sigorta şirketi kendisinden bir e-mail adresi istiyor. E-mail kullanmadığını söylediğinde sigortacı: “İlginç, e-mailiniz olmadan büyük bir holding kurmuşsunuz. Bir de e-mailiniz olsaydı neler yapardınız!” diyor. Adamın cevabı: “E-mailim olsaydı şu an da Microsoft’ta tuvalet temizliyordum.” Zaman Ayırıp Hikayemizi okuduğunuz için öncelikle teşekkür ederiz.. 

Top 10 Olağandışı Hırsız Alarmları

Bu listede bulunan hırsız alarmları; hırsızları korkutmak için tasarlanmış olan ve bir tel mekanizması ya da tetikleyici mekanizma aracılığıyla çalışan, silahlardan oluşan bir alarm demetidir. Bu alarmlar arasında; Londra liman deposunda bulunan ve cehennemden fırlamış gibi görünen bir cihaz; 19. Yüzyıldan kalma, kurmalı ve kapıda kullanılan hırsız alarmı; 1930'lu yıllardan kalma ve tetiklendiğinde bir acil durum telefon numarasını arayan ve bir gramofon kaydından, bir alarm mesajı çalan hırsız alarmı gibi, birçok eski model ve harika görünümlü alarmları bulabilirsiniz.

Zordur Güçlü Kadın Olmak

Bazı kadınlar vardır. Güçlü, dik duran, asla eğilmeyen, kendi işini kendi yapan ve kolay kolay yardım kabul etmeyen. Bazı kadınlar vardır. Güçlü, dik duran, asla eğilmeyen, kendi işini kendi yapan ve kolay kolay yardım kabul etmeyen. Tanıdınız mı? Siz misiniz yoksa tanıdıklarınız arasında mı? Kolay güvenmezler. Her işlerini kendileri halledebilirler. Başkalarının yardımına ihtiyaç duymazlar. Bir çeşit Süpermen gibidirler. Modern She-Ra ya da Hera gibidirler. Hem tanrısal hem de bazen ürkütücü… Kadın doğası birleştirme üzerine kuruludur. Uzlaşma, uyum, fedakârlık üzerine inşa eder tüm bedenini, zihnini ve ruhunu… Rekabet kadın için başka anlamlar taşır. Erkekler takım tutarken o oğlu için bir takımı, kocası için başka bir takımı tutar. Ailenin harcı gibidir. Modern Heralar ise daha erkeksidir. Hareketleri sert, duruşu dik ve rekabetçidir. Böyle bir kadını gördüğümde sağlam zırhının altında hep anlaşılmak ve zayıflıklarını göstermek istemeyen bir kız çocuğuna bakıyor gibi hissederim. Sanki birazdan “Herkes beni yalnız bıraktı, kimse beni desteklemedi.” diye oyuncağını kaybetmiş bir çocuk misali ağlayacak gibidir. Ağlamaz elbette kolay kolay. Güvendiği bir omuz bulana kadar ağlamaz. İşin en kötü tarafı ise güvenmez, güvenemez. Güvendikleri hep yalnız bırakmıştır; kalbini göstermekte, kendini gerçekten duyurmakta zorlandığından. Bir gözü “Bana çok yaklaşma…” der, diğeri “Beni bırakma.” der. Çok yaklaştırmaz bir gün bırakacak diye. Karşısında ne yapacağını şaşırmış birini bırakır. Ve o da bırakır. Güvenmemekte haklıdır yani. Bir gün evlenir onu asla bırakmayacağını düşündüğü biriyle. Onu asla bırakmayacak birine âşık olmaz, olamaz… Güçlüdür, güçlüyü sever ama onu bırakmayacak olanla evlenir. Onu bırakmayacak olan asla güçlü olmaz gözünde… Güçlüye âşık, onu bırakmayanla birliktedir. Kalbine iki ev kurar. Birini sever, diğeriyle beraber olur. Zordur hayat. Ona sorsanız ensen neden kalın diye “Kendi işimi kendim yaparım da ondan.” der. Hiç kimse ona “Salak!” diyemeden daha, o “Ah benim salaklığım.” der. Başkasının söylemesini kaldıramaz. Zordur hayat güvenmeden. Çok küçük yaşlarda başlar hayatı taşımaya… Ta ezilene kadar. Küçük yaşta başlar güçlü olmaya… Güçlü olmak zorundadır, birini taşımaktır kaderi en başından beri. Annesini, babasını, ailesini taşır çocuk olmadan. Yakından bakmak gerek böyle kadınlara, yakından görmek gerek kalbini… İncitmeden, ısrarla… Çok severek… Bırakmayacak kadar değil, ısrarla dinleyecek kadar, ısrarla sarılacak kadar. Zordur güçlü kadınlar zor… Onlarla ısrarla birlikte olabilecek kadar güçlü bir erkek var mı pek emin değilim. Kahraman gibi hissetmeye meftun erkeklerin kahraman olmalarının mümkün olmadığı bir ilişkiden sağ çıkabilmeleri olası bile değildir. Her zaman savaşı kaybederler. Kazananı olmayan bu savaşı…

Tenekede Tavuk Pişirmek

Tenekede yapılan tavuğun lezzeti gerçekten damakları çatlatacak cinstendir. Yapımı basit gözüksede ustalık gerektiren bir yemektir. Tavukları kömür yapmadan kızgın tenekeleri kaldırmanız gerekli. Bu yazıyı okuduktan sonra kesinlikle aramızdan tenekede tavuk kızartmak isteyen arkadaşlar çıkacaktır. Tenekede tavuk yemeğini yapmak için kullanacağınız malzemeler için biraz kuru ağaç dalları, birkaç demir çubuk, tavuk ve sebzeler gereklidir. 

İyi İnsanların Olduğunu Görmeye İhtiyacımız Olduğunda Kalpleri Isıtacak 18 Duygusal Fotoğraf

İyiliklerin ve güzelliklerin olduğu bir dünyayı yansıtan birbirinden duygusal ve güzel anları gösteren fotoğraf karelerini sizin için galerimizde paylaşıyoruz.

Yaşlı Bir Baba…

Kuzu etinden imal edilmiş yaprak döneri çok severmiş… Bir gün canı yaprak döneri çok çekmiş. Yaşlı bir baba… Kuzu etinden imal edilmiş yaprak döneri çok severmiş… Bir gün canı yaprak döneri çok çekmiş. Babasının isteğini fark eden oğlu, almış babasını ve güzel bir lokantaya götürmüş… Baba, yemeği önce kendisi yemek istemiş… Ancak yaşlılığın verdiği zayıflık sonucu elleri titrediği için lokmayı ağzına götürmek istediği her seferinde üzerine dökmüş, yağı sakalına damlamış… Lokantadaki insanların bakışları da pürdikkat onların üzerindeymiş… Aşağılayıcı bakışlar, alaycı tavırlar, surat ekşitmelerle arada bir yaşlı babaya bakıyorlarmış. Bir süre sonra oğlu sabır ve itina ile lokmaları babasının ağzına koymaya başlamış… Nihayet yemek bitmiş ve oğlu babasını alıp lavaboya götürmüş, elini-yüzünü iyice yıkamış, üstünü-başını silip temizlemiş, saçını-sakalını düzeltip taramış, gözlüklerini silip gözüne takmış, ardından da koluna girip dışarı çıkarmış… Lokantada bulunanların hakaretamiz bakışları hâlâ onların üzerinde… Hiçbir bakışı umursamayan çocuğun ise yüzünde hep tebessüm varmış, babası çok sevdiği yemekten yiyip lezzet aldığı için… Yemek parasını ödeyip çıkıyorlardı ki, arkalardan yaşlı bir amca seslenmiş: – Hey evlat, burada bir şey bıraktığını unutmadın mı? Az düşündükten sonra çocuk cevap vermiş: – Hayır, masada bir şey bıraktığımı sanmıyorum! Yaşlı amca: – Hayır evlat, yanılıyorsun. Sen burada çok değerli bir şey bırakıp gidiyorsun! Şaşkınlık içinde: – Ne bırakmışım ki amca?! – Sen burada, her evlat için bir ders ve her baba için bir umut bırakıp da gidiyorsun!… Tam bir sessizlik hâkim olmuştu salona… Herkes yaptığından, düşündüğünden utanç duyuyordu… Unutmuşlardı bir an, her sıkıntıda babalarına sığındıklarını: – Baba! Şunu istiyorum. – Baba! Bana şunu al. – Baba! Şu okulda, şu üniversitede okumak istiyorum, şu kadar harç gerekiyor. – Baba! Okul masrafları için şu kadar para lazım. – Baba! Falan şehre gezmeye gitmek istiyorum, para ver. – Baba! Doğum günümde bana ne aldın? – Baba!… – Baba!… Ama bir defa olsun dememişlerdi sanki: – Yanımdasın ya baba, benim için her şeye değer ve yeter!… – Babam! Senin yanında olmak benim için bir dünyadır… Hep sahip olmak istediklerimizden söylenip durduk, yokluklarımızdan sitem edip şikâyetçi olduk… Ama belki de hiç sormadık ona: – Baba! Senin benden bir isteğin var mı? Çoğumuza sormuşlardır kesin çocukluğumuzda, “Anneni mi çok seviyorsun, babanı mı?” diye. İlk başta “Her ikisini.” desek de az ısrar sonucu utanarak, sıkılarak kısık sesle, “Annemi.” diyorduk; buna rağmen baba içindeki acıyı bize hissettirmeden tebessüm ediyordu. Kim bilir, belki de herkesin yanında utanıyordu… Ama bir gün gelir de kayıp giderse elinden, aile fertlerinin güzel yaşaması için ne tür zahmetlere katlandığını işte o zaman anlarsın… Düşünüyorum da baba hakkında bir sure inmiş olsaydı, kesin babaya da yemin edilirdi: Andolsun ekmek kokan nasırlı ellerine!… Andolsun hep kaygı taşıyan gözlerine!… Andolsun içine akan kutsal gözyaşlarına!… Andolsun keder dağına dönüşen yüce kalbine!… Andolsun gururuna, garipliğine, kadri bilinmeyen kadrine!… Cennet senin ayaklarının altında olmasa da…

Pratik Çözümler Hayat Kurtarır! Dahiyane Fikirleriyle Gönlümüzü Fetheden 17 Restoran

Bu fikirleri ve uygulamaları gördükten sonra, "keşke bunlar bütün restoranlarda olsa" diyeceğiniz birbirinden akıllıca restoran fikrini galerimizde derledik. 

Pasta Olduğuna İnanamayacaksınız!

Kıyafet tasarımcısı Mak Tumang ile aşçı Emma Jayne 'in tasarlayıp yaptıkları muhteşem düğün pastası...